Yıllar önce, Denizli’de bir yamaç paraşütü mesafe uçuşu sonrası, Dinar-Çivril yoluna yakın bir bölgeye iniş yapmıştım. Yamaç paraşütümü toplayıp yol kenarında araç beklemeye başladım. Bir süre sonra 27 kişilik midibüslerden birisi durdu.

 

İçi tıka basa doluydu. Şöför arka kapıyı açmayarak beni ön kapıdan binmeye zorladı. Binince içerisinin kadınlarla dolu olduğunu gördüm. Benim dışımdaki tek erkek şöfördü.

 

Muhabbet  esnasında, içerideki kadınların tarım işçisi, şöförün de dayı denilen ünvana sahip kişi olduğunu öğrendim. Mesai bitmiş, dayı emekçileri toplayıp köylerine geri götürüyordu.

 

Sohbet ilerledikçe, günlük yevmiyenin 1/3’ünün sadece emekçilere ödendiğini, 1/3’ünün dayının hakkı olduğunu, 1/3’ünün ise yol parası olarak kesildiğini öğrenip şaşırmıştım. Tabi eski midibüs dayınındı. Yani 2/3 dayı tarafından kesiliyordu.

 

İçerideki kadınların, bilgisizlikleri ve çaresizlikleri sebebiyle sömürüldüklerini düşünüp çok üzüldüğümü hatırlıyorum.

 

Aradan bir süre geçtikten sonra, yine bir gün emekçi kadınlar aklıma gelip hüzünlendiğimde, kendi durumumla karşılaştırma yapma ihtiyacı hissettim.

 

Devamı, oyun teorisi ile bağlantısı ve ‘Shapley Value’ yorumda…

 

O dönemde bir eğitim şirketinde eğitmen olarak çalışıyordum. Aldığım eğitmen ücreti en fazla kesilen faturanın 1/3’ü oluyordu. Çoğunlukla bundan da düşük kalıyordu.

 

Ben eğitimli, güya uyanık ve hesapta alternatifi çok birisiydim. O zaman neden ben de bir tarım işçisi ile aynı oransal gelir paylaşımına tabii oluyordum ?

 

Değer yaratımında, takımın içerisinde yer alanların katkısı oranında ödüllendirilmesi gerekmez miydi ?

 

Üretilen değerin göstergesi olan gelirin ne kadarı benim hakkım olmalıydı ?

 

Üzerine kafa yordukça ‘Oyun Teorisi’ ile daha fazla aşina olup, ‘Shapley Value’ kavramıyla tanıştım.

 

‘Oyun teorisi’ genel anlamda rasyonel karar alıcılar arasındaki stratejik etkileşimleri konu alır. Başka bir ifade ile diğerlerinin aksiyonlarının bizim aksiyonlarımızın sonucunu etkilediği durumların analizi olarak açıklanabilir.

 

Rekabet ekseninde oyun teorisinin iki türü vardır; ‘Rekabetçi Oyun Teorisi’ ve ‘İşbirlikçi Oyun Teorisi’.

 

Aktörlerin işbirliği sergilediği durumlarda, her bir aktörün sonuca sağladığı ek katkıya bağlı olarak paylarının dağıtımını modelleyen çözüm yöntemine verilen isim ise ‘Shapley Value’.

 

İlk olarak Lloyd Shapley tarafından ortaya atılan ve 1992 yılında kendisine ekonomi alanında Nobel Ödülü kazandıran bir çözüm konsepti.

 

3-4 kişinin taksi paylaşımından, yapay zeka çalışmalarına kadar kullanımı olan ‘Shapley  Value’ konsepti ile ilgili hesaplama yapmak isterseniz aşağıdaki linkten faydalanabilirsiniz.

 

http://shapleyvalue.com/

 

 

 

 

Zihnimizdeki kalıplara uymayan kanıtlar ve örneklerle baş etme çabamızın bir ürünü ‘Gerçek İskoç Safsatası’. İlk olarak Antony Flew tarafından ortaya atılmış.

 

Sert abi ; “Kahve şekersiz içilir”

 

Eleştiren adam : “Geçen bir barista şekerin kahve aromasını kuvvetlendirdiğini söyledi”

 

Sert abi : “Hiçbir gerçek kahvesever kahveyi şekerli içmez”

 

Beynimizin bu safsatayı üretirken söylemeye çalıştığı;

 

1)  Bu kanıt veya örnek üzerine bu konuda ek araştırma yapamam.

2)  Konu ile ilgili yargımı/inancımı değiştirmek istemiyorum.

3)  Sana da bir cevap vermek lazım.

4)  Ne şiş yansın, ne kebap. “Gerçek kahveseverlik bu değil.”

 

Kurumsal hayatta ajitasyon amaçlı sıklıkla kullanılan bir safsatadır.

 

Lider : “Bu rapora pazartesi günü ihtiyacımız var. Her zamanki gibi mükemmel bir iş çıkaracağına inanıyorum.

 

Çalışan : “İş yüküm diğer ekip üyelerinin iki katı. Daha adil bir görev dağılımının toplam verimi artıracağını düşünüyorum.”

 

Lider : “Senin güçlü yönlerinden birisi de bu analitik bakış açın. Diğer taraftan, gerçek takım oyuncusu bu tip detaylarla vakit kaybetmez.”

   

 

1)  “Çalışsaydın başarılı olurdun.”

 

2)  “İyi fikir olsaydı tutardı.”

 

Yukarıdaki ifadeler tanıdık geliyor mu ? Size mi söylendi ? Yoksa siz bir başkası için mi kullandınız ? Ya da özeleştiri yaparken kendinizle ilgili ulaştığınız yargılar mı bunlar?

 

Koşulun reddi çok sık karşılaşılan safsatalardan bir tanesi. Yukarıdaki şekillerle söylendiğinde, bunun neresi safsata diye düşünebilirsiniz. Daha formal argüman hallerine bakalım.

 

1)  Eğer çalışırsan başarılı olursun. Başarılı olamadın o zaman çalışmadın.

 

2)  Eğer iyi bir fikir ise tutar. Tutmadı o zaman iyi fikir değil.

 

Sonucun gerçekleşmesi için, argümanda belirtilen koşul dışında en az bir farklı koşulun bulunması, devamındaki çıkarımı geçersiz kılar.

 

Yani başarısız olmanın veya fikrin tutmamasının koşullarda belirtilenden farklı sebepleri olabilir.

 

Argümanda belirtilen koşulun gerçekleşmediğine ve bunun doğrudan sonuçla ilişkisi olduğuna yönelik kanıt ortaya koyulmadan varılacak yargı geçersizdir.

 

Eleştirel düşünme konusunda en kolay mesafe alınacak ve hayatınıza katkı sağlayacak safsatalardan biridir.

  

Safsataya birkaç farklı örnek daha.

 

Bütün arkadaşlarımın çocukları davranış bozukluğu sergiliyor. Psikologlar bunun aşırı zekadan kaynaklandığını söylüyormuş. Benim çocuğun davranış bozukluğu göstermiyor, o zaman aşırı zeki değil.

 

Başarılı insanlar bu 7 özelliği sergiliyormuş. Ben sergilemiyorum o zaman başarılı değilim.

 

Zeki insanlar anti sosyal ve depresif oluyormuş. Ben depresif değilim ve sosyal biriyim. O zaman zeki değilim.

 

 

‘İlk Türk Unicorn’u nasıl yaratılır ?’ çalışması (hayali):

Unicorn’u yaratacakların özellikleri (varsayımsal);

-      Girişimci,

-      Teknolojiyle aşırı haşır neşir,

-      Rekabetçi,

-      Değişim sever.

 

Kim olabilir bu insanlar ? Hıımmm! Z kuşağı özellikleri bunlar.

 

Çalışma sonuçlarının sunumu muhtemelen şöyle olacak.

 

Konu ile ilgili ayrıntılı çalışmalar yapıp, milyon dolarlar ödeyerek yurt dışından gerekli danışmanlıkları aldık. İlk Türk Unicorn’u Z kuşağı arasından çıkacak. Bu çerçevede, Z kuşağına destek ve hızlandırma çalışmaları yapılmasına yönelik sistem oluşturduk.

 

Conjunction Fallacy, aslen bileşik olasılık kavramı çerçevesinde şekillenen bir yanılgı. İki birbirinden bağımsız olayın aynı anda gerçekleşme olasılıklarının, bu olayların tek tek gerçekleşme olasılıklarından daha düşük olmasıyla alakalı bir yanılgı.

 

İlk Türk Unicorn’unun bir Z kuşağı tarafından yaratılacağı yargısı ile ilgili bağımsız olasılıklar (farazi) şöyle olsun.

 

1)  Türkiye’den Unicorn çıkma olasılığı % 1

2)  Potansiyel içinde Z kuşağı oranı % 20

3)  Türkiye’den  Z kuşağı Unicorn’u çıkma olasılığı Binde 2 (%1*%20=%0,2)

 

Örnekte görüldüğü gibi, verilen karar % 1‘lik olasılığı pas geçip, binde 2’lik olasılığa odaklanmayı içeriyor.

 

Bu yanılgının sorumlusu ‘Representativeness Heuristic’ denilen beyin kısayolu. Unicorn denilince akla gelen insan görüntüsü ve/veya yaratıcılarını tanımlayan özelliklerin akla getirdiği görüntü Z kuşağı ise, tek tek olasılıkları hesaplayıp karşılaştırmıyor insan beyni. O görüntüyü daha olası olarak algılıyor.

 

Kurumsal hayatta lansmanı yapılan projelerin bir kısmında bu tür hatalara rastlamak mümkün. Özellikle tribünlere oynayan çalışma/proje grupları, güncel ve popüler tasnif gruplarından (x-y-z kuşağı, kırmızı-sarı-yeşil-mavi karakter vb.) sadece bir kısmına odaklanarak potansiyellerini daralttıklarının farkına varmıyorlar çoğunlukla.

 

Olasılıkların doğru hesaplanıp, kaynakların olasılıklarla orantılı dağılımı veya önceliklendirme için rasyonel gruplandırma bu değerlendirmenin dışında doğal olarak.  

 

 

 

 

En sık karşılaşılan safsatalardan birisidir. Kelime anlamı olarak sonucu doğrulamak olarak çevrilebilecek bu kavram; gerçekleşmiş bir sonuca bakarak, koşulun da sağlandığını varsaymak olarak tanımlanabilir.

 

1)  Teröristsen, hükümeti protesto eden gösterilere katılırsın.

 

2)  Hükümeti protesto eden gösterilere katıldın. O zaman teröristsin.

 

Bir numarada ortaya konulan akıl yürütmedeki koşul sonuç ilişkisi doğru dahi olsa; sonucun gerçekleşmesini doğrulayan birden fazla koşul mevcuttur. Bu da iki numaradaki kesin yargıyı geçersiz kılar.

 

Tüm bireylerin onaylamadığı veya beğenmediği hükümet uygulamalarını barışçı bir şekilde protesto etme hakkı olduğu evrensel gerçeğinden hareketle; koşul kümesi terörist + çok büyük bir insan topluluğunu ifade etmektedir.

 

Bu fiili durum dikkate alındığında, gösterilere katılanların terörist olma olasılığı matematiksel olarak çok küçüktür ve iki numaradaki yargıyı  genelleme yapacak şekilde değiştirmeye çalışsanız dahi anlamsız kalacaktır.

 

İnsan beyninin bu safsatayı fark edebilmesi zor olduğu için, politikacılar tarafından bilinçli ve yanıltma amaçlı olarak çok sık kullanılan safsatadır.

 

“Geçim sıkıntısı çekiyorsan iphone alamazsın. İphone kullanıyorsun o zaman geçim sıkıntısı çekmiyorsun.” akıl yürütmesi de aynı safsatanın sonucudur.

 

Pazartesi, 08 Şubat 2021 19:40

ANDRAGOJİ – YETİŞKİN ÖĞRENMESİ

Yazan
 

Pedagoji le karşılaştırıldığında oldukça yeni bir kavram olan andragoji, kısaca yetişkin eğitiminde kullanılan yöntem ve ilkeler olarak tanımlanabilir. Malcolm Knowles ile 1960’larda popüler olan bu kavramın 6 temel varsayımı şöyle ifade edilebilir.

1)  Yetişkin neden öğrenmeye ihtiyaç duyduğunu bilmek ister. ‘Herkes öğreniyor, ben de öğreneyim’ veya ‘Yöneticim/insan kaynakları  öğren dedi öyleyse öğreneyim’ şeklinde çalışmaz.

2)  Deneyim (özellikle hatalar) bütün öğrenme faaliyetlerinin temelini oluşturur. Klasik sınıf ortamında anlatanı dinlemek (çarpıcı bir deneyim oluşturmuyorsa) etkili değildir.

3)  Eğitimin planlanması ve değerlendirilmesi aşamalarında yer almak ister. Kendisine dayatılan öğrenme yolculuğuna çoğunlukla defans yapar.

4)  İşinde veya hayatında doğrudan ve hemen etki bırakacak öğrenme faaliyetlerini tercih eder. İleride bir yerde işine yarar söylemi işe yaramaz.

5)  Yetişkin öğrenmesi problem merkezli bir öğrenmedir. İçerik merkezli değildir. Şu konuda bir şeyler öğrenmeliyim şeklinde çalışmaz. Şu problemi çözmenin bir yolunu bulmalıyım merkezli gelişir.

6)  Öğrenmenin temel motivasyonu yetişkinin içinden gelen motivasyondur. Başkalarının itmesi ile olmaz. İyi bir lider/yönetici öğrenme motivasyonu sağlamaz.

 

‘Regression to the Mean-Ortalamaya Meyil’, aşırı uçlarda ortaya çıkan sonuçların, takip eden ölçümlerde ortalamaya doğru hareketini tanımlayan bir kavram. İşin içinde bir miktar raslantısallık olması gerekiyor.

Ödül ve cezaların doğru kurgulanması, organizasyonların başarısında önemli bir unsur.  Etkin bir ödül ve ceza sistemi için ön şart ise performansın ve dolayısıyla başarının doğru ve objektif olarak değerlendirilmesi.

Benzer şekilde, pozitif ve negatif geri bildirimlerin doğru kullanımı, eğitimlerin etkinliğini artırmada önemli bir fonksiyona sahip.

Yapılan çeşitli araştırmalarda, perfomans artışı için; ödülün cezaya, pozitif geri bildirimin negatif geri bildirime üstün olduğu ortaya konmuş.

Bununla birlikte, deneyimle öğrenen bir varlık olduğumuzdan, bazen aksini düşünmemiz söz konusu olabiliyor.

‘Hızlı ve Yavaş Düşünme’ kitabında Daniel Kahneman konuyu yaşadığı bir örnekle  açıklıyor.

Avcı pilotların eğitim sürecinin geliştirilmesi konusunda yaptığı konuşmasında, ödülün cezaya üstünlüğünü belirtiyor. Eğitimden sorumlu komutandan anında aksi yönde bir geri bildirim alıyor.

Komutan, başarılı manevrasını övdüğü neredeyse her pilotun bir sonraki manevrada daha kötü perfomans sergilediğini ifade ediyor. Kötü performansı sonrası azarladığı her pilotun ise bir sonraki manevrada performansının iyileştiğini söylüyor.

Kurumsal hayatta, ‘Bir iki güzel söz söyledim… Biraz iyi davrandım… Hemen havaya girdi… Performansı düştü…’ benzeri yönetici yorumlarının arkasında çoğunlukla bu yanılgı yatıyor.

Benzer şekilde, ‘Çok fazla gevşemelerine izin vermeyeceksin…Baskıyı bırakırsan hiçbir şey yapmazlar…Bak, performansı kötü olanlara sopayı gösterince nasıl yola geliyorlar…’ benzeri yorumlar da; bir çok durumda ortalamaya meyil kavramından kaynaklı yanılgılar içeriyor.

Aslen işin içerisinde şans faktörü olan, başka bir ifadeyle yönetilemeyen dışsal faktörlerin sonuç üzerinde etkisi olan görevlerde; iyi ve kötü yönlerdeki aşırı performansların kaynağı her zaman kişi olmayabiliyor.

Yurdaer Etike

 

Kısaca, duygulara hitap edecek şekilde yardıma muhtaç olduğu kolayca gözlemlenebilen bireylerin (kurban) olduğu durumların, benzer yardıma ihtiyaç duyan grupların var olduğu durumlara göre insanları daha kolay harekete geçirmesi olarak tanımlanabilecek bir psikolojik olgu ‘Tanımlanabilir Mağdur Etkisi’.

İki, birden büyük olmasına rağmen; istatistikler insan duygularına üstün gelemiyor karar süreçlerinde. Tüm dünya toplumlarının Covid 19 sürecine verdikleri aşırı (haksız da sayılmaz) tepkinin arka planında bu olgunun katkıları bulunuyor.

Şu ana kadarki ölüm istatistikleri incelendiğinde, insanların başına bela olan daha büyük sorunların (kalp/damar rahatsızlıkları, sigara, obezite, kanser, trafik kazaları vb.) olduğu kolaylıkla görülebiliyor.

Bunların bir kısmı toplumsal/bireysel olarak daha sorumlu davranarak önemli gelişmeler kaydedilebilecek alanlar ayrıca.

Bununla birlikte, solunum cihazına bağlı nefes alamayan bir Covid 19 hastasının yürek parçalayan görüntüsü ve maske takarak, evde kalarak ve sosyal mesafe kurallarına uyarak bireysel olarak bu konuda bir şeyler yapılabileceği bilinci insanları harekete geçiriyor.

Aynı bilinci ve tepkiyi; trafikte sorumlu davranmak, sağlıklı beslenmek ve sağlıklı besinler talep etmek, hareketli yaşam sürmek ve sürdürmek, kansorejen olmayan bir çevre ve yaşam inşa etmek/talep etmek konusunda sergileyemiyoruz.

Oysa ki bu konularda kaydedilecek ufak gelişmelerin, daha fazla insanın hayatına dokunacağı ve daha fazla can kurtaracağı istatistiki bir gerçek olmasına rağmen.

Yurdaer Etike