Düşünsel Yanılgılar

Düşünsel Yanılgılar (174)

 

 

Bugünkü sistem, dünya kaynaklarını ham haliyle değil de dönüştürerek (örneğin; yat, otomobil, cep telefonu vb) kullanmamız ve özellikle de zengin ayrıcalıklı sınıfın daha fazlasını kullanması üzerine kurulu.

 

Önceleri avcı toplayıcı olarak, doğal yoldan yetişmiş nebat, hayvan ve ham madenleri kullanmışız tarım devrimine kadar.

 

Tarım devrimi ile dünyanın kaynaklarını dönüştürerek kullanmaya başlamışız. Üretmek dediğimiz bu dönüştürme süreci hızlanarak devam etmiş günümüze kadar.

 

Avlanma ve toplamadan farklı olarak yapılan bu dönüştürerek kullanma işinde insan merkezde yer almış sürekli.

 

Sistem, üretimi insanlara yaptırıp, üretime yaptıkları katkıdan daha azını onlara bırakmak ve farkı, ayrıcalıklı sınıfların sömürmesi şeklinde süregelmiş o günden bugüne.

 

Feodalizm, monarşi, cumhuriyet, demokrasi kapitalizm vb ismi ne olursa olsun uygulanan sistemlerin hepsinde bu sömürü sistemin merkezinde yer almış.

 

Bu arada, üretimin insana olan bağımlılığı endüstri devrimi ile azalırken, makinelerin üretimdeki rolü artmaya başlamış.

 

AI devrimi ile geldiğimiz noktada, üretimde insana olan ihtiyacın sıfıra doğru gitmesi durumu söz konusu.

 

Peki bu olduğunda ne olacak? Her şey makineler tarafından yapıldığında insan ne yapacak? Sistem nasıl devam edecek?

 

Temel olarak üretimde sınırı belirleyen şey üretime katılan insan sayısı iken, o andan itibaren dünyanın kaynaklarının toplamı olacak.

 

Bugün dünya kaynaklarından alacağınız payı belirleyen şey para. Ne kadar paranız olacağı ise üretiminiz karşılığı size layık görülen gelirle belirleniyor. (Zengin doğmanız veya üretime katkınızdan fazlasını kazandığınız adaletsizlikler bir kenara bırakıldığında).

 

Üretimi makineler yaptığında, insan çalışmayacak ve para kazanmayacak anlamı taşıyor.

 

Bu durumda makinelerin ürettiği dönüştürülmüş dünya kaynaklarının ne kadarını kimin kullanacağına kim karar verecek? Yapay zeka mı? Bu makine ve otomasyon sistemlerini kuranlar mı?

 

Bu otomasyon sistemlerini kuranlar, sömüremeyecekleri bu insanların dünya kaynaklarından pay almasına neden izin versinler.

 

Bugüne kadar, üretime katkılarından daha azını verip aradaki farkı sömürerek kendi tüketimlerine eklemek için kullandılar bu insanları.

 

Kendi zenginliklerinin kaynağı bu insanlardan sömürdükleriydi. Kendi tüketecekleri dünya kaynaklarını dönüştürmek için insanlara ihtiyaçları vardı.

 

Artık tüketmek için insan topluluklarına ihtiyaç duymayan ayrıcalıklı sınıf neden dünya kaynaklarını bu fakir ve işlevsiz zavallılarla paylaşsın?

 

Not : Teknolojik gelişmelerin işsizliğe yol açacağına ilişkin yanlış bir inanış olduğu, aksine yeni teknolojilerin bazı işleri bitirirken yeni işler yarattığı şeklindeki Luddite Fallacy, eninde sonunda geçersiz hale gelecek. Her şeyin makineler tarafından yapılabileceği son noktaya giderken Luddite Fallacy doğru olabilir ancak, eninde sonunda o son nokta gelecek. Ve çok uzakta da gözükmüyor.

 

 

 

 

 

Cuma, 14 Haziran 2024 17:33

DENGE ARAYIŞI VE ÇEVRİM KURU

Yazan

 

 

Beynimiz verdiklerimiz ve aldıklarımız arasında sürekli bir denge arayışı içerisindedir.

 

Verdiklerimiz ve aldıklarımız arasında rasyonel anlamda dengede veya artıda olmayan bir durumu devam ettirmekte zorlanırız.

 

Diğer taraftan, bu denge arayışı ve hesabı oldukça kişisel bir süreçtir.

 

Verilenler ve alınanlar arasında çevrim/değiş tokuş oranı (döviz kuru misali) herkes için farklıdır. Yani hesap herkes için görecelidir.

 

Dışarıdan bakan birisi tarafından ekside gözüken hesap; durumun öznesi olan kişi için artıda olabilir. Sebebi, dışarıdan bakanın çevrim kurları ile öznenin çevrim kurlarının farklı olması kaynaklıdır.

 

Diğer taraftan, hesap bizim için eksiye geçtiği andan itibaren, devam etmek için; sevgi, korku, yetersizlik vb duygulara ihtiyaç duyarız.

 

Başka bir ifadeyle, bizi irrasyonel bir şekilde harekete geçiren de, hareketten alıkoyan da duygulardır.

 

Duyguların yeterli gelmediği bazı durumlarda ise, kendini kandırma ustası beynimiz, çevrim kurlarını güncelleyerek bu sürdürülemez durumu katlanılabilir hale getirir.

 

Örneğin, haftada 40 saat vücudunuzu, beyninizi, yeteneklerinizi ve repütasyonunuzu kullandırdığınız işyerinden elde ettiğiniz maddi ve manevi haklar sizin için negatif bir denge durumu ifade ediyor olabilir.

 

Devam etmenizi sağlayan şey, daha iyi şartlarda bir iş bulamama korkunuz olabilir.

 

Ya da çalıştığınız kurumdaki ortamı/insanları sevdiğiniz için devam edersiniz.

 

Duygular yetersiz kaldığında ve değişim için motivasyonunuz olmadığında; durumu rasyonalize etmek için çevrim kurlarını güncellemeyi tercih edersiniz.

 

Belki de yetenekleriniz için belirlemiş olduğunuz çevrim kuru devalüasyona ihtiyaç duyuyordur.

 

Gençler için (Z kuşağı diyorlar) çevrim kurları, piyasadaki geçerli kurlarla uyumlu olmuyor çoğunlukla.

 

Yaşlılar (sisteme uyum sağlamış olanlar) "Z kuşağının beklentileri gerçekçi değil" diye yorumluyor bu durumu.

 

Her kuşak zamanla kendi çevrim kurlarını sistemin kurlarıyla uyumlu hale getiriyor.

 

Bu arada sistem kurları da kuşak değişiminden etkileniyor.

 

Kuşağın kurları sistemin kurlarına doğru yaklaşma eğilimi sergilerken, sistemin çevrim kurları da gelen kuşağın beklenti çevrim kurlarına doğru hareket sergiliyor.

 

 

 

 

"2+2=5" gerçeklikle ilgili nesnel iddia (objective claim).

 

"En güzel renk kırmızı" öznel iddia (subjective claim).

 

Doğrularla yanlışların konusu nesnel iddialar iken, öznel iddialar sorgulama ve eleştiri dışı alan olarak ifade edilebilir.

 

İddialar ekseni ile ilgili önceki paylaşım;

 

https://etikedanismanlik.com/index.php/makaleler/item/201-benim-dogrularim-bana-gore-yanlis

 

Herkesin diline pelesenk ettiği, "Benim doğrularım" ve "Katılmıyorsan bile saygı duy" ifadeleri aslen iddialar ekseninin öznel ucundaki çok sınırlı bir bölüm için geçerli.

 

Öznel iddialar dahi, içeriğine bağlı olarak sorgulanıp eleştirilmekten müstesna değil.

 

Örneğin, "Birilerini aşağılamak hoş bir şey" öznel bir iddia olmakla birlikte; saygı duyulacak bir ifade değil.

 

Dolayısıyla, bir iddianın öznel olması dahi saygı duyulması için yeter şart değil.

 

Durum böyle iken, sırf sen öyle olduğunu düşünüyorsun diye iddiana/görüşüne saygı duyulmasını beklemek biraz abes.

 

Görüşe/iddiaya saygı duyulup duyulmayacağını belirleyen şey içeriği ile yani görüşün ne olduğu ile doğrudan alakalı.

 

Fikir alışverişlerinin ve insan ilişkilerinin olmazsa olmazı nezaket ve saygı bu bağlamın dışında.

 

Yani, tartışmanın ve/veya fikir beyanının nezaket ve saygı sınırları içerinde yürütülmesi ayrı bir konu, bir fikire saygı duyulup duyulmaması tamamen başka bir konu.

 

Lafın özü, sırf "Benim doğrum" ifadesini kullanıyorsun diye bir iddianın, eleştirilmeyecek, sorgulanmayacak ve doğrudan saygı duyulacak kategoride sınıflandırılması söz konusu değil.

 

Argümanının sağlamlığına ve geçerliliğine odaklan.

 

Not : "2+2=5" yanlış değeri alan nesnel bir iddiadır. Yani, gerçeklikle ilgili olmasına rağmen gerçeği yansıtmamaktadır.

 

 

 

 

Cuma, 14 Haziran 2024 17:24

BENİM DOĞRULARIM, BANA GÖRE YANLIŞ

Yazan

 

 

Benim doğrularım diye bir şey yok.

 

Doğru senin doğrun olmadığında da doğru.

 

Bana göre yanlış diye bir şey de yok. Yanlış senin keyfine bırakılan bir tercih alanı değil.

 

Böyle giriş yapınca itici geldi değil mi ?

 

Düşünce özgürlüğü, bireysellik felan, filan...

 

Görüş, karar ve yargılarımız konu olduğunda, hepimiz bir miktar kafa karışıklığı yaşıyoruz.

 

Doğru ve yanlış tanılamasını işimize geldiği gibi kullanıyoruz.

 

Kanıtlar görüşümüz lehinde ise, "doğru" ve "yanlış" ifadelerini kalın harflerle ve yüksek sesle kullanmaktan çekinmiyoruz.

 

Karşıt görüş lehine kanıtlar sunulduğunda ise "benim doğrum", "bana göre yanlış" tanımları arkasında kaçamak güreşiyoruz çoğunlukla.

 

Konuyu netleştirmek adına, iddialar ekseninin nesnel (objective claim) ve öznel (subjective claim) iki ucundan bahsetmek gerek.

 

Öznel iddia (subjective claim), özneye bağlı olarak değişiklik gösteren; duygu, değer, tercih, zevk ve yargıların işin içinde olduğu alan olarak tanımlanabilir.

 

Nesnel iddia (objective claim) diğer taraftan, gerçeklikle ilgili konuları kapsar. Gerçeklikle ilgili olması, gerçek olduğu anlamı taşımaz. Doğru veya yanlış değeri alabilir. Yanlış değeri aldığında gerçek olmadığı anlamı taşır.

 

Oh çok güzel ! Olay çözüldü o zaman.

 

Zevklerle renkler tartışılmaz... Gerçeklik de bilimin ilgi alanı...

 

Eleştirel düşünmeye ve rasyonelliğe çok da gerek yok o halde ?

 

Aksine, öznellik/nesnellik ekseninin bu iki ucu, düşünsel faaliyetlerimizin çok küçük bir bölümünü oluşturuyor aslen.

 

Akıl yürütme faaliyetlerimizin çoğunluğu bu iki uç arasındaki alanda gerçekleşiyor.

 

Bu alan, ne tam nesnel gerçekliğin ne tam kişisel tercihlerin alanı.

 

Yani, ne gerçeklikle ilgili kesin doğru veya yanlışlar var bu alanda; ne benim tercihim benim kararım diye basitleştirilebilecek iddiaların oyun alanı burası.

 

Örgün eğitim ve siyaset bu ara alanı şekillendirmeye çalışır tüm dünyada.

 

Eğitim müfredatı bu anlamda önemlidir. Nesnel gerçeklikle ilgili temel bilimlere ilişkin ders saatleri ve içerik azaltılırken, dünya görüşü ve ideoloji içerikli ders saatleri artırılır.

 

Egemen ve yönetici sınıfın dünya görüşü ve ideolojisi, örgün eğitimden başlayarak, nesnel gerçeklikmiş gibi benimsetilmeye çalışılır.

 

Sonra ortalıkta, fanatik takım taraftarı gibi, kendisine ezberletilenleri; "benim doğrularım", "bana göre yanlış", "benim tercihim benim kararım" diye diye savunan tipleri görürsünüz.

 

Sorgulamaya kalktığınızda ise, "katılmayabilirsin ama saygı göster" tepkisiyle karşılaşırsınız.

 

 

 

 

 

Cuma, 31 Mayıs 2024 14:03

LLM ELEŞTİREL DÜŞÜNEBİLİR Mİ ?

Yazan

 

 

LLM AI bilişsel anlamda bir düşünme faaliyetinde bulunmuyor. Bağlamı belirledikten sonra, her bir kelime sonrası bir sonraki gelecek kelimeyi frekansı yüksek olanlar arasından belirleyen istatistiki modeller bunlar.

 

Böyle söyleyince sanki küçümsüyormuşum gibi bir durum ortaya çıkabilir. Pek öyle değil.

 

Aslında insan beyninin (hızlı beyin) faaliyeti de bu şekilde. Otomatik beyin ezber ve kalıplar üzerinden çalışıyor. Yani çoğunluğun yaptığını taklit ediyor LLM AI.

 

O yüzden karşımızda insan varmış izlenimi ediniyoruz. O yüzden mantıksal çıkarımlar ve muhakeme konusunda bazı eksikleri var şeklinde çokça yorum okuyoruz.

 

En son ChatGPTo sürümüne bir de duygusal zeka sosu eklemişler ve tam insan olmuş.

 

 

Eleştirel düşünme yetkinliğine sahip küçük bir azınlık dışındaki insanlarla aynı şeyi yapıyor. Makina olduğundan ezber avantajı ile.

 

Bir sonraki aşama, eleştirel düşünme becerileri eklemek olabilir. Fakat bu yapıldığında çok hoş algılanmayacak ve ticari karşılığı olmayacak kanımca.

 

Lafın özü, eleştirel düşünebilen bir AI için daha uzun süre beklemek gerekebilir.

 

 

 

 

 

Cuma, 17 Mayıs 2024 10:53

CHATGPT-4o

Yazan

 

 

 

ChatGPT olmuş.

 

Neredeyse insan özellikleri sergiliyor. Çirkefleşmemesi hariç ki, bu iyi bir özellik.

 

İnsan özellikleri derken, benim deneyimimde hemen kıvırmaya başladı. Öğreniyor da diyebiliriz.

 

Eleştirel düşünme konusunda yetişkinlere yönelik bir eğitim dizayn etmek istediğimi söyledim. Bir öneri ile geldi.

 

Uygulamalı çalışma ve etkinlikler başlığı altında, simülasyon ve rol oynama ile ilgili örnek istedim. Örnekleri sıraladı.

 

Sıraladığı örneklerden etik ikilem simülasyonunun optimum çözümünü vermesini istedim. Temelde bütün yükü çalışanlara çıkardı.

 

Kar olduğunda kaymağı sermayedarların yediği, zarar oluştuğunda ise yükü çalışanların üstlenmesi gerektiği önerisindeki asimetriye vurgu yaptım. Hafif kıvırarak sermayedarlar az kar payı alsın veya almasın dedi.

 

Bu önerinin de çelişki içerdiği, daha önceki yıllarda almış oldukları kar paylarından karşılamalarının daha adil olup olmadığını sordum.

 

Sonunda anlaştık gibi. Ancak, ChatGPT'nin de çok adil olmadığı izlenimi edindim şahsen.

 

Google'dan herkesin kendi işine gelen bilgiyi cımbızlayıp bulması gibi, ChatGPT'yi de herkesin istediğini alabileceği bir yapıya kavuşturmuşlar. Yani değişen çok bir şey yok.

 

Sohbetimizin detayına aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

 

https://chat.openai.com/share/7c56f6ed-6230-4388-827c-40d556e3a4c9

 

 

 

 

 

Çarşamba, 15 Mayıs 2024 15:21

ALTIN ENFLASYONU

Yazan

 

 

Enflasyon kelimesi, karşılıksız para basmak ile özdeşleştirilen bir kavram.

 

Batı Avrupada, keşifler çağında altın parada enflasyon yaşandığını söylesem, çoğu kimse "Nasıl yani?" diyecek ve anlamakta zorlanacaktır

 

16. yy ikinci yarısı ve 17. yy ilk yarısında gerçekleşen ve "Price Revolution" olarak adlandırılan bir ekonomik olaylar dizisi bahsettiğim.

 

Altın ve gümüş paraların içeriğindeki miktarlarda değişim olmamasına rağmen (debasement), sıra dışı bir şekilde yüksek enflasyon yaşanıyor Batı Avrupada.

 

Amerikanın keşfiyle birlikte, Meksika, Peru, Bolivya ve diğer İspanyol kolonilerinden Batı Avrupaya yoğun bir altın ve gümüş akışı başlıyor.

 

Bu ilk planda İspanyol İmparatorluğu ve müttefiki Habsburg İmparatorluğunda enflasyon yaşanmasına sebep oluyor.

 

İspanyol İmparatorluğunda oluşan bu satınalma gücü fazlalığı, ödemeler dengesinde oluşan açıkla birlikte Batı Avrupadaki diğer ülkelere de transfer ediliyor.

 

Fransız ve İngilizlerin organize korsanlık faaliyetleri de bu transferin diğer bir ayağını oluşturuyor.

 

Sonuçta, yeni kıtadan eski kıtaya getirilen altın ve gümüş miktarındaki artış, yüz yıllık bir sıra dışı yüksek enflasyon döneminin yaşanmasına sebep oluyor.

 

Lafın özü, toplam zenginliğin ifadesi satın alma gücünü, üretimi artırmadan artırdığın anda ürün fiyatları artacak, bu da enflasyonla sonuçlanacaktır.

 

Bunu, ister para basarak, ister bankalara kredi verdirerek, ister kripto paralar gibi yeni satın alma gücü yaratmaya çalışarak, ister borsada hisse fiyatlarını suni şekilde şişirerek yap. Sonuç değişmeyecektir.

 

Yani zenginleşmek için üretmekten başka çare yok.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Salı, 14 Mayıs 2024 11:55

SEÇİM YAPABİLME ÖZGÜRLÜĞÜ

Yazan

 


Olay seçim özgürlüğünün olup olmadığı değil, seçenekler havuzunun ne olduğu.

Seçim özgürlüğün olduğu illüzyonu ile gönüllü köleliği mecbur bırakılıyoruz.

Risk alarak, seçenek havuzu geniş ayrıcalıklı azınlığa dahil olabileceğimiz güzellemeleri eşliğinde.

Entrepreneurship !!!

 

 

Page 1 of 15